2016 yılından…

Gün ağarırken çalar saatin elleri boğazıma yapışıyor.  Bedenim ise çaresizce yatakta dönüp duruyor. Beynimin uyuşmamış son zerresi bir işimin olduğunu bana hatırlatırken ne var ki başka çarem kalmadığını idrak etmem uzun sürmüyor. Aniden doğruluyorum yataktan. Gözlerim her sabah üzerine bastığım paspas üzerine yoğunlaşıyor. Aklım halen beş dakika daha nasıl uyurum diye hesaplar yapıyor. Zihnim, alternatif yollar çizerken kullanacağım araçlar sürekli değişkenlik gösteriyor. Vaktin daraldığı gerçeği biranda aklımı uyarıyor ve hareketlerim hız kazanıyor. Önce lavaboya yürüyorum, soğuk suyla aralıklı olarak yüzümü yıkıyorum; gözlerim her suyla temasında biraz daha açılıyor. Kendime geldikten sonra geceden hazırlamış olduğum kazağı sabah ani bir kararla gömlek ile değiştiriyorum. Boy aynasından pantolonla olan uyumluluğunu kontrol ediyorum. Ardından günün keyifli geçmesi için mutfakta sandviçi mideye alelacele indiriyorum. Birkaç dakika yapay dişlerime fırça atıyorum neden bu kadar çabuk sararıyorlar anlamıyorum. 8:10 otobüsünü yakalamam için artık evden çıkmam gerekiyor; ama çoğu zaman olduğu gibi sadece arkasından bakakalıyorum. A planım suya düşünce B planımı devreye sokuyorum; içi pastırma gibi kokan minibüse 5. denememde binebiliyorum. Güç bela cebimden bozuklukları çıkarıp bir kişi uzatır mısınız diye ortalığa sesleniyorum. Kimse üzerine alınmıyor. Birilerinin şu uzatılan parayı görebilmesi için tekrarlıyorum. En nihayetinde biri düştüğüm durumdan ya da sesimden mi bilmiyorum ama rahatsız oluyor ve parayı şoföre ulaştırıyor. Neyse ki çilekeş minibüs yolculuğu yerini metrobüse bırakıyor.

zincirlikuyu metrobüs

Metrobüste tatsız bir olayın vuku bulmamasını ümit ediyorum. Duraktakiler heyecanlı, umutlu, bu sefer bineceğim telaşında… kısa bir süre izliyorum, çoğu zaman da izlerim aslında. İnsanların, her gelen metrobüse gösterdikleri farklı reaksiyonlar aslında benim metrobüse binerken ne gibi durumlarla karşılaşacağımı gösteriyor. Öncelikle metrobüs kapısına denk gelecek konumu belirliyorum. Yaklaşan ilk araç durur durmaz kendimi içeriye atacağım diye koşullandırırken buna gerek bile kalmıyor; arkadan kuvvetli bir güç ile içeriye itiliyorum. İçeridekiler çaresizliğimi izliyor, hepimiz bu yoldan geçtik arkadaş dercesine yüzüme bakılıyor. 5 derece sıcaklıktan 20 derece sıcaklığa bi anda girince vücudum affallıyor. Hızla palto ve gömleğimin yaka düğmeleri açılırken; ağzım ve gözlerim aynı hızla kapanıyor. Parfüm ile ter kokularının oluşturduğu düet de baş döndürüyor. Her durakta kapının açılması içeride temiz hava sirkülasyonu olmasını sağlıyor. Bu bir nebze de olsa rahatlatıyor. Artık dayanıyorum ya da duyarsızlaşıyorum ikisinden biri gittikçe güç kazanıyor. Zaman son sürat akıp giderken metrobüs neden halen yerinde sayıyor!? Tam “yeter ulan, yeter” diye kükreyecek iken metrobüs boğaziçi köprüsünden geçiyor. Manzara sesimi bastırıyor, gözlerim düşüncelerime eşlik ediyor kısa süre dalıyorum. “Gelecek istasyon altunizade” sesini duyunca butona yükleniyorum. Altunizade’de iniyorum. Temiz havayı ciğerlerime çekiyorum.

Saatimi kontrol ediyorum 9:13! sanırım yine işe geç kalıyorum. İçimden patronuma, “henüz hiçbir şey için geç değil” derim diye geçiriyorum. Sonra kendi kendime bi gülüyorum. 

5+